SALDIRI DEMOKRATİK SOSYALİZM ÇİZGİSİNEDİR!

Özgürlük için savaşalım!...   Kürdistan ulusal mücadelesinin çıkış koşullarında 68 gençliği, Vietnam direnişi, Denizler, Mahirler, Kaypakkayalar ve Sovyet sisteminden etkilendiği bilinmektedir.

Kürdistan ulusal mücadelesinin çıkış koşullarında 68 gençliği, Vietnam direnişi, Denizler, Mahirler, Kaypakkayalar ve Sovyet sisteminden etkilendiği bilinmektedir.

Dünyanın tüm ezilenlerine rehber olan Marksizm-Leninizm Kürt Özgürlük Hareketine de rehberlik etti ve devrimci direnişin çıkışını sağladı.

Reel sosyalizmin çözülüşünden çıkarılan derslerle PKK sosyalist özünü korumakla birlikte mücadeleyi toplumsal düzeyde başarıyla yürütmek ve kalıcı sonuçlar doğurmasını sağlamak için ideolojik-politik değişimleri gündemine aldı. PKK 5. Kongresi sosyalizm çizgisinde ısrar ve yenilenme kongresiydi fakat değişimler şekli olmayı pek fazla aşamadı.

9 Ekim 1998’de Önder APO’nun Suriye’den çıkmasına ve 15 Şubat 1999’da korsanca bir eylemle kaçırılmasına vesile olan uluslararası komplo karşısında sadece direnişle ayakta durmak mümkün değildi. İdeolojik-politik yenilenme süreci tarihi savunmalarla devam etti ve bu kez köklü değişimlerin önü açıldı.

Bu değişim ve yenilenme sürecini sosyalizmden kopma, anarşizme kayma, hatta hiç hadleri olmadığı halde yenilgi ve teslimiyet şeklinde okuyanlar oldu. Köklü değişimlerin herkes tarafından hemen anlaşılması mümkün değildir. PKK bile ilk anda değişim konusunda çeşitli zorlukları yaşadı. Bu anlamda eleştirenlerin veya farklı tepki gösterenlerin olması olağandı fakat işi hakaret düzeyine vardıranlar da olmuştu.

PKK özellikle sol-sosyalist çevrelerin ne dediğini her zaman önemsemiştir fakat bu kez soldan gelen tepkiler saldırı ve hakaret düzeyine varıyordu. Oysa PKK sadece günün direniş ihtiyaçlarına cevap vermiyor tarihin en köklü sorunlarına yeni bir paradigmayla karşılık veriyordu.

Değişim paradigmasal düzeydeydi. İnsanlığa devrim fikrini armağan eden, bilimsel sosyalizmle tanıştıran Marks, Engels ve Lenin’e en anlamlı bağlılık “dogmatizm” sınırlarını zorlayıp ezilenleri yeni bir mücadele perspektifine kavuşturmaktı. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlüğüne dayalı bir paradigmaydı bu ve bu paradigmayla dünya devrim manifestosu yenileniyordu.

Paradigmanın özü devlet ve demokrasi karşıtlığına odaklanmıştır. Devlet her dönemde egemenlerin sömürü aracı olarak tanımlanırken demokrasi devlet dışındaki toplumun yaşam tarzı olarak ele alınmıştır.

Bu meselenin derinliğinin anlaşılması için çok geniş bir kavramsal ve kuramsal çerçeve çizilmiştir. Çünkü alışıldık akıl ve kalıplarla bunları kavramak mümkün değildi. Birçok yeni açılım yapılmıştı. Bunları özetle ifade edersek:

1-Avrupa merkezli tarih ve sosyoloji anlayışı yanlıştır. Bilimsellik adına pozitivizm şeklindeki çağdaş putçuluğa yol açmıştır. Ruh-beden, özne-nesne, alt yapı-üst yapı vb. ayrımları keskinleştirilmiş ve bilimsellik kisvesiyle mutlaklaştırılmıştır. Buna bağlı olarak kapitalizme karşı mücadele edenlerce tarihin sadece sınıflarla ve düz-ilerlemeci tarzda ele alınması beraberinde birçok yanlışı doğurmuştur. Bu sorgulamalar temelinde öncelik zihniyet devrimine verilmiştir.

2-Sınıflı toplum öncesi tarih insanlığın esas tarihidir ve burada başlayan toplumsal çizgi sınıflı toplum aşamasında da varlığını hep ikinci bir tarih akışı olarak günümüze dek sürdürmüştür. İkili tarih anlayışı devlet ve toplumu birbirinden ayırabilecek zihniyetin gelişmesini sağlamıştır.

3-Kapitalizm bir ekonomik sistem olarak değil toplumun ekonomisine el koyan bir gasp, hırsızlık, talan ve tekel sistemi olarak tanımlanmıştır.

4-Devletle sosyalizmin kurulabileceği yanılgısı aşılmış; alternatif, devletsiz bir toplumsal özgürlük sistemi olan demokratik, konfederal örgütlenmelerle tanımlanmıştır.

5-Ulusların kendi kaderini tayin hakkının sadece devlet kurmak şeklindeki yorumu reddedilmiş; burjuva ulus-devletin alternatifi demokratik ulus anlayışına dayalı devletsiz, öz savunmaya dayalı bir toplumsal sistem olarak tanımlanmıştır.

6-Kapitalist burjuva tekelciliğine karşı yürütülen mücadelede zihniyet başta olmak üzere yöntem ve araçlarda bu egemenlik sistemine benzemeyen, ondan her düzeyde kopan ve farkını yaratan bir çizgi esas alınmıştır.

7-Toplumun en temel niteliği ahlaki ve politik oluşudur. Devrim ve kahramanlık toplumun ahlaki-politik yeniden inşasına sunulan katkıyla tanımlanmıştır.

8-Sadece siyasal iktidar değişimini esas almakla kapitalizmle baş edilemez. Yaşamın her alanında alternatif yaratmadan kapitalizmle mücadele edilemeyeceği gerçeğinden hareketle demokratik sosyalizm sisteminin komünlerde, meclislerde, kooperatif ve akademilerde örgütlenmesi esas alınmıştır.

9-Dünya gerçeğinde kapitalizmin bir defada ortadan kaldırılabileceğini düşünmek pratik uygulamalarda birçok yanlışa yol açar. Kapitalizmden ve onun yarattığı her türlü kişilik ve yaşam özelliklerinden nefret etmeden, ondan köklüce kurtulmadan sosyalist devrimci olunamaz. Bu temelde inşa edilecek toplumsal sistemimizde kapitalist sistemin özünü oluşturan özel mülkiyet ve emek gaspına yer verilmeyecektir. Fakat dünya çapında devletlerle yan yana yaşarken bunlarla nasıl bir mücadele içinde olunacaksa kapitalizmle mücadele de uzun süreli bir mücadele olarak ele alınacak; strateji ve taktikler buna göre belirlenecektir.

10-Toplumsallık, sosyalizmin ve insanlığın özünü ifade ettiği gibi en büyük savunma gücüdür. Toplumsallığın kendisinden daha büyük bir savunma gücü yoktur. Demokratik öz savunmalı sistemde devletçi ordulara ihtiyaç yoktur. Bu tür kurumlar sadece iktidar doğurur. Küçük-büyük her türlü iktidar kapitalist tekelciliğin bir parçasıdır.

11-Küresel kapitalizme karşı küresel demokrasi hareketi temel hedeftir.

Bu prensipler daha da çoğaltılabilir. Fakat tüm bu prensipler temelinde başarılı olmanın en temel şartı ve olmazsa olmazı kadın özgürlüğüdür. Kadın özgür olmadan toplum özgür olamaz.

Ayrıca günümüzün teknik düzeyiyle bağlantılı olarak yayılan finans kapitale, endüstriyalizme, kadın kırımına, kültür emperyalizmine karşı mücadele ederken salt sınıf eksenli bir bakışla sonuç almak mümkün değildir. Burada söz konusu olan sınıf bakışını reddetmek değil salt sınıf mücadelesiyle sınırlı bir yaklaşımın yanlışlara yol açtığını ifade ediyoruz. Sınıf yüceltmeleri bizi sürekli ezilen sınıf olarak kalmaya sevk etmekten başka bir sonuç yaratmıyor. Bizi sınıfsız, sömürüsüz bir toplum idealine götürmüyor.

Reel sosyalizmin çökmesinin en temel nedeni zihniyette, felsefesinde aranmalıdır. Demokrasi eksikliğinde aranmalıdır. Sovyet, meclis, komün, kooperatif, akademi kurmak, toplumu bu alanlarda örgütlemek yanlış değildi fakat hepsinin tepesine bir devlet koymaya gerek var mıydı? Devletleşmiş parti ve devlet kapitalizmini neyle açıklayacağız? Egemenlik ilişkilerinin olduğu bir sistem özgürlük doğuramaz. Böyle bir toplum kendisini savunamaz. “Proletarya diktatörlüğü” yerine toplumun öz savunma gücüne inanmak daha anlamlıdır çünkü hiçbir egemenlikçi ilişki ve iktidar doğurmaz. Savunmayı da başkasından beklemez!

Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş konumu mücadelede birçok zorluğu doğurmuştur. Buna rağmen paradigmamızın pratik uygulama sahasına önemli ölçüde taşırıldığını belirtebiliriz. Bu konuda Rojava Kürdistan’ı büyük bir örnek olmuştur. DAİŞ başta olmak üzere tüm insanlık düşmanı çetelere karşı uluslararası güçlerle askeri taktik ittifaklar kuruldu. Tıpkı Hitler’e karşı sosyalist cephenin kurduğu ittifaklar gibi bir anlamı vardı. O gün nasıl ki Hitler’in düşüşü ardından SSCB’ye saldırmaya başladılarsa bugün de DAİŞ’e ölümcül darbeleri vuran Kürt halkına Rojava’da saldırmaktadırlar. Fakat dünya artık iki kutuplu dünya değildir, Türk faşizmi bu savaşta koç başıdır ve yalnız kalacaktır. Faşist koç başı saldırgan, kapitalist sömürgeciliği temsil etmektedir. Askeri saldırıların temelinde böyle bir ideolojik saldırı vardır. Hiçbir saldırı demokrasi ve sosyalizm inancını ve fikrini yok edemedi, bugün de başarılı olamayacaklar. Fakat tarih bunu unutmayacaktır. Direnenlerin tarihi hakikatlerin tarihidir. Hakikatin güneş gibi yenilmez bir gerçekliği vardır. Tüm dünya devletleri ve işbirlikçileri birleşip insanlık hakikatine saldırsalar da hakikati karartamazlar. Bunu 21 yıl önce de denediler ama sonuç alamadılar.

Bugün tam da 9 Ekim komplosunun yıldönümünde ve aynı günde Rojava’ya saldırmaları manidardır. Uluslararası komplo bu şekilde yenilenmektedir. Kapitalist vahşiliğin en uç faşist temsilcisi olan AKP-MHP faşizmi saldırıya geçmiştir. DAİŞ’in ortağı olan Türkiye’nin saldırılarına göz yuman devletler de insanlığın vicdanında mahkûm olacaklardır.

Bu savaş insanlıkla faşizm arasındaki bir savaştır.

Saldırının asıl hedefi belirttiğimiz gibi demokratik toplum inşasıdır. Kapitalizme alternatif olma iddiasıdır. Sosyalizmdir asıl hedef. Tüm insanlığın özgür yaşam ütopyasıdır yok edilmek istenen.

Kürt halkı şahsında insanlığın özgür yaşam inancı, iddiası ve hayali yok edilmek istenmektedir. İnsanlık kendi geleceğine sahip çıkmalı, Rojava’yı kendi ülkesi, umudu, inancı, yaşam tarzı olarak savunmalıdır.

Rojava’ya sahip çıkmak insanlık onuruna sahip çıkmaktır. Dört parça Kürdistan ve dünya çapında tıpkı kobané için direndiğimiz gibi ayaklanma zamanıdır. En başta Bakuré Kürdistan halkının ayağa kalkması gerekiyor. Rojava’ya saldırı karşısında Türkiye’nin her yerini direniş alanına çevirmek için hiç kimse beklememelidir. Yaşam her yerde felç edilmeli, savaş her yere taşırılmalı, herkes elindeki işi bırakıp direnişte yerini almalıdır.  Örneğin İstanbul’da yaşayan vicdanlı herkes İstanbul’u Rojava’nın ön cephesi haline getirmeden orada hangi onurla yaşayacaklar? Bu kadar büyük bir soykırım saldırısı karşısında sessiz kalmanın ahlakla, vicdanla, insanlıkla alakası olamaz.

Gün onur günüdür, beklemek onursuzluktur! Teslimiyettir! Üstümüze gelmekte olan ölüme karşı yaşam direnişine geçelim. Ölüme değil zafere yürüyen bir halkız. Ölümden korkmayan halkımızın zafere yürümek için kaybedeceği hiçbir şeyi yoktur.

Bu insanlık direnişine kim nasıl katılabiliyorsa onu yapmak için bir an bile tereddüt etmemelidir. Kimse kimseden talimat beklememelidir. Talimat soykırım saldırısı altındaki halkımızın direnişidir! Halkımızın onur emridir direnişe katılmak.

Gün birlik günüdür. Şeyh Saitlerin, Seyit Rızaların, Qazi Muhammedlerin ruhunu yaşatma günüdür; Rojava’nın akıbeti Mahabad’ın akıbeti gibi olmamalıdır. Bunun için tüm Kürt halkı ve öncü güçleri birlik olmalıdır.

9 Ekim ve 15 Şubat’a karşı nasıl büyük bir direniş geliştirdiysek bugün de faşist saldırganlığı pişman edecek, onlara en büyük yenilgiyi yaşatacak ve uluslararası komploya son verecek zamandayız. Başur ve Rojhılat Kürdistanındaki halkımız da uluslararası komploya karşı tarihi bir direniş sergilemişti. Bugün de o ruhla ayağa kalkmalıdırlar.

Öte yandan faşizm basın üzerinden yaptığı bombardımanla moralleri bozmaya çalışıyor. Moral bozmak savaş hilelerinin en büyüğüdür. Halkımız asla moralini bozmamalı, direnişin morali ve coşkusuyla savaş konumuna göre yaşamını yeniden düzenlemelidir. Bunun için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağız. Rojava halkımızın direnişi hepimize moral veriyor.

Direnenlerin moralini hiçbir şey bozamaz. Bu son savaştan zaferle, özgürlükle çıkacağımıza dair sonsuz inancımız vardır. Faşizm, tarihin hiçbir aşamasında kalıcı olmadı bugün de bazı yerleri işgal etmekle kalıcı olamaz. Yıkılıp gidecek olan bu köhnemiş rejim karşısında moralleri yükseltecek bir direniş içerisindeyiz. Bunun için AKP-MHP’nin sahte algı yaratmak ve moral bozmak amaçlı geliştirdiği yayınlara kimse kulağını vermemelidir. Unutmayalım ki işgal saldırılarının olduğu zamanlar yalanların en çok olduğu zamanlardır.

Şimdi faşizme karşı nerede nasıl bir cevap verirsek verelim sonuna dek meşrudur. Kimse meşruiyet ve yasallık peşine düşmesin. Pasifizm, teslimiyet doğurur. Savaşa karşı her yerde en aktif direniş cephesini oluşturalım.

AKP-MHP ve onun tüm işbirlikçilerini her yerde hedef haline getirmeli, kirli savaş ve işgal saldırılarına karşı her türlü aracı kullanarak en etkili şekilde cevap verelim. Tüm Türkiye savaş alanına dönsün ki soykırım saldırısı altındaki Kürt, Arap ve diğer Rojava ve Kuzey Suriye halklarını koruyabilelim.

Bugün ayağa kalkmayanlar yarın insanlığın içine çıkma yüzünü bulamazlar.

Özgürlük için savaşalım!

Direnerek faşizmi yıkalım, özgür ülkede özgür bir yaşamda, özgür Önderlikle buluşalım!

Kahrolsun Uluslararası komplo!

Yaşasın Rojava Direnişi!

Her yer direniş, her yer Rojava!

Yaşasın demokrasi ve sosyalizm!

Biji serok APO!

 

Nurettin Demirtaş

 

 

 


Yazdır   e-Posta