PKK Doğuşunun Sosyal Zemini

23 Tem 2019

 

 

 

60’ların ortasından itibaren dünyanın çeşitli alanlarında sınıf ve halk mücadeleleriyle ortaya çıkan bilinç Türkiye’ye taşındı. Çevirilerle Türk edebiyatı genişletildi. Kürdistan’da soykırım amaçlı Türkleştirilen aydın gençlik de, Türkiye’de bu bilinçlenmenin ortaya çıkardığı aydın gençliğin bir uzantısı olarak dünya halklarının mücadelelerinin ortaya çıkardığı teorik bilinçlenmeye ulaştı.

Ekim Devrimi, Vietnam ve Afrika’daki hareketler, Angola, Mozambik, Küba gibi Ulusal Kurtuluş Hareketlerinin Devrimci Halk Savaşlarının teorik birikimi, kitapların Türkçe tercümeleri sonucunda Kürt gençliğine ulaştı. Türkiye’de de Kürdistan’da da böyle bir bilinçlenme gelişti.

Diğer yandan bu da kendi içinde çelişkili ve çatışmalı bir durum arz etti. 60’tan sonra Çin ile Sovyetler ayrıştılar, birbirini suçladılar. Daha sonra Doğu Avrupa’daki bazı ülkeler böyle ayrıştılar. Aslında sosyalizm alternatif olamadı ve krize girdi. Özgürlük ve eşitlik ilkeleriyle hegemonik devletçi iktidarcı sistem arasındaki çelişki krizin nedeni oldu. İlke ile araç çelişti. İlkesel düzeyde insanlığa büyük gelişmeler vadetti, pratik politikada özgürlüksüz, demokrasisiz bir sistem olarak tersini ortaya çıkardı. Bu durum en çok gençliği etkiledi. Gelecek arayışında olan gençlik bu ülkelerde sosyalizmin ilkeleriyle eğitilmişti. Gördüler ki, kendilerinin öğrendikleri ilkeler değil, bununla çelişkiye düştüler. İlkelere göre bir sosyalizm arayışı öne çıktı ve 60’ların sonunda bu bir mücadeleye dönüştü. Buna “68 Gençlik Devrimi” deniliyor. Bu hareket, Küba Devrimi ve Che Guevara’nın gerillacılığıyla da birleşti. Yeni bir çıkış ifade etti. Sosyalizmin iktidarcı-devletçi hegemonik yapısına karşı bir muhalefet onu aşma ve özgürlük, eşitlik ilkelerini öne çıkaran bir yeni devrimi arama hareketiydi. Batı Avrupa’nın bütün devletlerinde ortaya çıktı, büyük gençlik hareketleri oldu. Sonra silahlı direnişe dönüştü. Bunun etkisi bütün dünyaya yayıldı.

Ortadoğu’ya da yayıldı. Ortadoğu’da Arap alemi biraz radikal küçük burjuva milliyetçiliği biçiminde bunu yaşadı. İran’a Şah’a karşı mücadele olarak yansıdı. Sonra İslam Devrimi bütün bu mücadelenin sonuçlarına el koydu. Başlangıçta böyle bir İslam devrimi değildi. Aslında Şah’a karşı mücadelede herkes vardı.

Fakat 70’lerin başında en çok Türkiye’ye yansıdı. Türkiye Devrimci Gençlik Hareketi; işçi Mücadelesi, halk mücadelesi olarak ortaya çıktı. 70’lerin başında Türkiye’de bir demokratik devrim olarak yaşandı. Kuzey Kürdistan’da böyle bir devrimci gelişmenin en temel dinamiklerinden biri oldu. Hem aydın gençlik düzeyinde hem halk düzeyinde oldu. Zaten kültürel soykırımı aşma arayışı nedeniyle bu temelde iç içe geçirilmişti.

Kürt sorununun yeni sömürgecilik uygulamasıyla kültürel soykırıma dönüşüp soykırımı başarıya götürmesi karşısında sol sosyalist cephe müdahale etti. Önderlik bu cephe içerisinde ortaya çıktı. O düşünce ve eylemin içinde şekillendi.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Sevr’de daraltılmış bir Türkiye vardı. Sonra Kemalist hareket müdahale etti ve değiştirdi. İngiliz-Fransız planını bozdu. Lozan’da belli değişikliğe uğrattı. Özellikle Kürt sorununa yaklaşımı değiştirdi. Zihniyet ve siyaset olarak inkar ve imhayı getirdi. Bir de TC devleti öncülüğünde Ortadoğu’da ulus-devletleşmenin gelişmesini sağlattı.

Türkiye Cumhuriyeti devletinde 1950’ye kadar Mustafa Kemal ve İsmet İnönü şefliği vardı. Bu şefliğin temelinde Kürt soykırımı yer aldı. Bütün siyaset ve devlet kurumlaşmasının arkasında Kürt’ü inkar ve imha vardı. Şimdi bazı insanlar “niye böyle politikalar yapıyor?” diye şaşırıyorlar, buna şaşmamak lazım. Çünkü devlet buna göre şekillendi. Devletin öncelikleri bu oldu. TC devleti Kürdistan’daki savaşa göre şekillendi, yapılandı. 1920’den itibaren Koçgiri’den başladı, bütün politikalarını Kürdistan’daki savaş, Kürt soykırımı oluşturdu. O savaşa, Kürt soykırımına hizmet eden ne varsa ona “doğru” dediler ve onu yürüttüler, buna ne ters geliyorsa onu da reddettiler. Bu kadar net ve anlaşılır bir durumdur. 1950’de iktidar değişti ama bu politika değişmedi. Zaten tek partiden çok partililiğe geçememesinin nedeni buydu. Sonunda başka çaresi kalmadı. İkinci Dünya Savaşı sonuçlarına göre kendisini uyarlaması için, Almanya faşizmine karşı zafer kazanan demokratik denen sistemin gereklerine göre olması gerekliydi. Bunu Bayar-Menderes ile anlaşarak yaptılar. Özellikle Celal Bayar Dersim soykırımı olurken Başbakandı. O politikanın dışında değil, aynı politikayı izleyeceklerine dair söz verdiler ve CHP iktidarı Demokrat Partiye öyle devretti.

Demokrat Parti dünyadaki gelişmelere de uygun olarak biraz daha liberal politika izledi. Kürdistan’da da biraz etki gösterdi. Dini motifli de olsa biraz Kürt aydınlaşması oluşur gibi oldu. Hemen 59’da bunu önlemek için karar verdiler, tutuklamalara başladılar. “49’lar davası” öyle oluştu. 50 Kürt aydınını tutuklayıp ezme planının bir sonucudur. İlk tutuklanan 50 kişiden biri kalp krizi geçirince 49 kişi kaldı. Arkasından 1960 darbesi geldi. Darbe daha çok küresel sermayenin ve Türkiye’deki gelişmelerin sermaye gelişiminin çıkarlarına göre Türkiye’yi düzenlemeyi öngörüyordu. Daha önceki hukuki motivasyon yeterli değildi. Türkiye’yi yeni sömürgeciliğe hazırlamak için yapılan bir darbeydi.

Darbe yeni bir anayasa yaptı. Türkiye’de ortaya çıkan sosyo-ekonominin gereklerine göre bir hukuk düzeni geliştirdi. Biraz liberal bir hukuk düzeni oldu. Bazı toplumsal kesimlere de örgütlenme ve mücadele etme hakkı tanıdı. 65’ten sonra buna göre çeşitli toplumsal kesimlerin örgütlülüğü ve eylemi gelişti. 50-60 arasında Demokrat Parti’nin yaklaşımları, 60 darbesinin sonuçları, 1923-1950 arasında oluşan resmi ideolojinin artık daha fazla Türkiye’ye hükmedemeyeceğini getirdi. Ortaya çıkan yeni sosyal kesimler kendi çıkarlarını savunmak için ideolojik-örgütsel arayışlara girdiler. Yeni akımlar oluştu. Resmi ideoloji parçalandı, yeni ideolojik akımlar ortaya çıktı. Milliyetçilik, dincilik, sosyalizm. Buna göre siyasi, toplumsal, sosyal örgütlenmeler ve eylemsellik gelişti.

Avrupa’daki 68 gençlik hareketinin Türkiye’ye yansımasıyla birlikte örgütlenen Türkiye Devrimci Gençlik Hareketi 1970 başında etkili hale geldi. Bu akımların hepsi örgütlendi. Milliyetçi akım 65’ten sonra örgütlendi. 60 darbesinde Türkeş zaten rol oynamıştı. Dıştalasalar da sonra Milliyetçi Hareket Partisini kurdu. Dinci akım 69’da Necmettin Erbakan öncülüğünde Milli Nizam Partisini kurdu. O akım örgütlendi. Sol sosyalist hareket de birçok kurumlaşmayla ortaya çıktı. Ona da “Demokratik Hareket” deniliyor. Sosyalist ve demokratik hareket partileşme düzeyinde Türkiye İşçi Partisi olarak örgütlendi. 65’te seçimlere girdi ve grubunu kurdu. Değişik toplumsal kesimler sendika, dernek ve birliklerde örgütlendiler. İşçi, memur sendikaları gelişti. Öğretmenler bile Türk Öğretmenler sendikası kurdular. Değişik düzeylerde işçi sendikaları kuruldu. Esnaf kesimleri birlik halinde örgütlendiler.

Gençlik derneklerde örgütlendi. Önce üniversitelerde Fikir Kulüpleri Federasyonu oldu. Sonra Devrimci Gençlik Federasyonu olarak birleştirdiler. DEV-GENÇ kuruldu. İşçi hareketine, emekçi hareketine dayalı illegal örgütlenmeler, devrimci arayışlar da gelişti. Mahir Çayan öncülüğünde Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan gibi kişilerin öncülüğünde Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu; Doğu Perinçek ile İbrahim Kaypakkaya’nın Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi kuruldu. Darbeden sonra İbrahim Kaypakkaya ayrıldı. Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist Partisi TİKKO’yu kurdu. İllegal devrimci gençlik örgütlenmeleri de oluştu. 1970 başında özellikle de Avrupa’daki gençlik hareketinin etkisi, yine Ulusal Kurtuluş Hareketlerinin Asya’da, Afrika’da sağladığı kazanımların etkisiyle harekete geçtiler. Türkiye’de yeni sömürgeciliğin geliştirdiği mali ve siyasi oligarşiye karşı, işçilerin, gençlerin, emekçilerin, aydınların devrimsel bir hamlesi ortaya çıktı. Gerçekten bir demokratik devrim düzeyindeydi. Kitlesel hareketler oldular. Evet silahlı örgütlülük dardı, ama DEV-GENÇ geniş bir gençlik hareketiydi. Öğretmenler sendikası genişti, işçi sendikaları genişti. Köylü, esnaf birlikleri örgütlendi. Kürdistan’a kadar örgütlendiler. Yüksek okullara götürülen Kürt gençleri Devrimci Doğu Kültür Ocakları adıyla (DDKO) örgütlendiler. Halk direnişleri oldu. İşçi mitingleri, köylü mitingleri oldu. Her yerin özelliklerine göre Karadeniz’de “Fındık mitingi” Ege’de “Tütün mitingi” Kürdistan’da “Doğu mitingleri” adı altında çeşitli kitle eylemlerine yöneldiler. İşçi direnişleri oldu. Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerini protesto eden hareketler gelişti.

Bütün bunlara karşı 12 Mart 1971 darbesi geldi. Aslında sol darbe olacak beklentisi de vardı. Özellikle THKP-C ordu içerisinde de belli bir düzeyde örgütlüydü. Dolayısıyla biraz darbeci eğilim o çizgide vardı. Kara ve Hava Kuvvetlerine dayalı olarak sol bir darbenin 9 Mart’ta olacağı bekleniyordu. Sistem ona müdahale etti, engellediler ve 12 Mart’ta Genelkurmay Başkanlığına dayalı faşist askeri darbe gerçekleşti. Muhtıra verdiler. Başbakan Demirel’di, onu düşürdüler. Nihat Erim CHP milletvekiliydi, ona bir olağanüstü hükümet kurdurttular. Ondan sonra sol sosyalist hareketleri ve Kürdistan’daki gelişmeleri ezmek için “Balyoz Hareketi” diye bir saldırı programını uygulamaya koydular. Buna karşı kitle hareketleri direnemeyince illegal örgütlerden direnişe geçenler oldu. THKP-C, THKO, TİKKO silahlı direnişe yöneldi. THKP-C daha çok şehir eksenliydi, gerillacılığı öyle öngörüyordu. Sonra dağa çekildiler, Kızıldere’de 30 Mart’ta Mahir Çayan ve arkadaşları katledildi. THKO dağa çıkarken gruplar çeşitli biçimde imha oldular. Sinan Cemgil ve arkadaşları Nurhaklara çıktılar, orada çatışmada katledildiler. Deniş Gezmiş onlar dağa çıkarken yolda yakalandılar ve 6 Mayıs 72’de idam edildiler. Büyük çoğunluğu Filistin’e gidip gerilla eğitimi de görmüşlerdi. O hareketler ezildi. Diğer kadroların önemli bir kısmı da tutuklandılar.

 

1970-71 direnişi yeni sömürgeciliğe karşı ciddi bir müdahaleydi

 

Yeni sömürgeciliğin ortaya çıkardığı çelişkilere dayalı yeni bir çatışmalı sürecin gelişmesi, burada ezilenler adına ciddi bir hak arama mücadelesiydi. Bunun içinde Kürtler de oluşan sistem dahilinde yer aldılar. Öğretmen hareketi içinde de, aydın hareketi içinde de, gençlik hareketi içinde de en gözü pek militanlar Kürt gençlerinden ortaya çıktı. İşçi hareketi içerisinde de Kürt işçileri yer aldı. Köyden kopan insanlar en tortu işlerde çalışan işçi haline getirilmişlerdi. Dolayısıyla ortak bir direniş oldu. Fakat 12 Mart darbesi bu direnişin önderliğini katletti, örgütlerini dağıttı. Kadrolarını tutukladı, direnişi bastırdı, egemen olmak istedi. Bu da ciddi bir biçimde karşı devrim dayatması oldu. 70 başında gelişen Demokratik Devrime karşı bir faşist karşı devrim dayatmasıydı.

1970’te Türkiye bir yol ayrımına geldi. Sistem 23’te Cumhuriyet olarak tanımlansa da orduya dayalı bir Cumhuriyetti, militaristti, bu devleti ordu kurdu. Soykırımcıydı. Kürt soykırımını yürütüyordu ve dolayısıyla soykırımcı zihniyetle siyaset doğal olarak faşistti, ama 50’den sonra kendisine bir demokrasi cilası takmak zorunda kaldı. İkinci Dünya Savaşından sonra 46’dan sonra böyle yaptı. Demokrasi denen şey bir cila gibiydi, esas olan faşist karakterdi. Buna karşı halkın gençlik öncülüğünde etkili bir direnişi gelişti.

O direniş bir demokratik devrim düzeyindeydi ve Türkiye toplumuna, gençliğe yayıldı. Müthiş bir ruh ve duygu verdi, moral kazandırdı, ölçülerde önemli bir değişiklik yarattı. Türkiye toplumunda önemli bir demokratikleşme etkisi oldu ve büyük taraftar da buldu. Baştan itibaren doğru yönlendirilebilse ve iyi anlaşılsaydı kesinlikle zafere gidebilirdi. Fakat öncüler acemi ve amatördüler, siyasi olarak da öyleydiler, ideolojik-askeri bakımdan da öyleydiler. Genç kadroların üzerinde kaldı. Üstten darbe yapabiliriz beklentisinde oldular, çok fazla halka dayalı bir durumu öngörselerdi belki ona göre daha iyi stratejik-taktik planlamalar geliştirebilirlerdi. Öyle değildiler. Türkiye toplumunu yeterince analiz etmemişlerdi, Kürdistan gerçeğini sömürgeciliği, devlet ve ordu gerçeğini iyi çözümlememişlerdi. Bol bol taktik hata yaptılar ve ezildiler. Karşı devrim galebe çaldı. 12 Mart 1971 darbesi ile faşist oligarşi hakim oldu. ‘Türkiye Demokratik Cumhuriyet mi olacak, faşist oligarşi mi hakim olacak?’ çatışmasını yaşadı. 12 Mart darbesinin sonuçlarıyla faşist oligarşi hakim oldu, demokratik devrim yenildi.

Bu devrimi sürdürmek için 1973-74’ten itibaren arayışlar gelişti, birçok grup ortaya çıktı. MHP’ye karşı 70’li yıllarda direndiler. Fakat 12 Mart 1971’deki gibi tekrar ordu 12 Eylül 1980 darbesiyle devreye girince ordu karşısında duramadılar, teslim oldular. Çünkü ordu 72’de katletti, idam etti, korkuttu. O çok ciddi bir gözdağıydı. Katliam hareketiydi. Türkiye’deki devrimci solu korkutmuştu. MHP ile çatışmaya girmekten çekinmediler, ama işin içine ordu girince 71-72’nin saldırıları geldi.

Önderlik ve PKK böyle bir ortamda doğup gelişti. Önderlik de bu hareketlerin sempatizanı oldu. Hem DDKO ile ilişkili oldu, hem THKP-C ve Devrimci Gençlik Hareketiyle ilişkili oldu. Sempatizan olarak 71-72 yer aldı. 72’de yakalandı. Önderlik bilinci, iradesi böyle bir mücadele içinde şekillendi. Buradan etkilendi. Böyle bir mücadele farklı özellikler taşıyordu. Bu mücadele tümüyle sistemden kopmamıştı, Türkiye cephesi şovenizmin etkisi altındaydı, sosyal şovenizm sol üzerinde etkiliydi. Kürdistan’da ilkel milliyetçilik etkiliydi.

75’te Cezayir anlaşmasıyla yenilse de küçük burjuva milliyetçiliği, reformist teslimiyetçi akım özellikle kuzeyde öne çıkarıldı. Soykırım sistemi aslında hem Türkiye hem Kürdistan’daki alternatif gelişme ihtimallerine göre de kendisini hazırlamıştı. Sosyal şovenizmle, reformist milliyetçilikle olası karşıt muhalif gelişmeleri tekrar soykırım düzenine restore etmek üzere bir sistem hazırlığı vardı. Gözdağı vermişlerdi, karşı gelişmeleri durdurmak için tedbir de alıyorlardı. Önderlik böyle bir ortamda bu tedbirleri delerek, bozarak, kırarak yeni sömürgeciliğin soykırımı tamamlama amaçlarına ters bir biçimde Türkiye, Kürdistan’da Türk uluslaşmasının zaferi ilan edeceği bir zamanda, Kürdistan Ulusal Direniş Hareketinin düşünsel ve pratik gelişiminin yaratıcısı oldu.

Bütün bu olup bitenlere bir müdahalede bulundu. Devlet anlayışını, ordu anlayışını, mücadele anlayışını, gerilla anlayışını inceledi ve değerlendirdi. Bütün bunlar da Türkiye’deki devrimci hareket zayıf kaldı, daraldı, imha oldu. Kürdistan’a açılamaması, Kürt sorununun yeterince değerlendirilememesini önemli bir etken gördü. Kürt sorununun çözümü temelinde Türkiye’deki devrimci hareketin darlığını dolayısıyla ezilmeye götüren nedenlerin aşılacağını değerlendirerek 71 çatışmasından ders çıkartan yeni bir akım, yeni bir Önderliksel duruş olarak ortaya çıktı. 71 deneyimini değerlendirdi. Eksikliğini, hatasını, olumlu yönlerini özeleştirel yaklaşımla değerlendirdi. Oradan olması gerekeni ortaya çıkardı. Hata ve eksiklikleri düşünce düzeyinde, çizgi düzeyinde giderdi, pratiği de ona göre yönlendirince 71’de yapılamayanı yaptı.

71 darbesi var olan devrimci hareketleri kuşatıp ezmişti. Önderliğin Kürdistan’a açılıp gücünü harekete geçirme, buna göre devleti, orduyu doğru anlayan bir düşünce sistemini geliştirmesi hem manevra alanını genişletti hem de faşist saldırılar karşısında daha duyarlı kıldı. Dolayısıyla ezilmeyi, yenilgiyi önledi. Çıkardığı önemli bir ders oydu. Yenilginin nasıl önleneceği doğrultusundaydı. Dolayısıyla da onu gerçekleştirdi. O deneyimlerden yararlandı. Olumlu yönlerinden olduğu kadar hata ve eksikliklerinden çıkan derslerle Kürdistan’da PKK gibi bir ulusal özgürlük hareketinin ortaya çıkmasını sağladı.

Dış koşulların etkisi anlamında bunlar belirtilebilir. Kürt sorununu çözme temelinde bir eksen tutturamayan hareketler var olamaz. Mevcut düzen onları ezebilir, çünkü Kürt sorununa göre olmayan bir muhalefet ya devletin bir parçası ve uzantısı olur ya da devlet ezer, oyununa gelir ve karşı duramaz. Çünkü onun alternatifi Kürt sorununun çözümüydü. Önderlik ve PKK, Türkiye Devrimci Hareketi içinden çıksa da giderek Kürt sorunu ve Kürdistan’daki mücadeleye yönelmesi o süreçte bu yönlendirmeyle oldu. Ezilmeyi, devletin bir parçası olmayı önlemek ve aşmak gerekince, bu gereklilik Önderlik ve PKK’yi Kürdistan’da 70’li yıllarda yapılan bir doğuş ile hareketin oluşmasına götürdü. Zihniyet, ideolojik-politik çizgi olarak, örgüt ve eylem tarzı olarak PKK tarzı bir hareketin gelişmesine götürdü. Kürt sorununu anlama ve onun çözümünü öngören bir çıkış olmasaydı PKK de böyle bir hareket olamazdı. PKK’nin ve Önderliğin bütün Türkiyeli ve Kürdistanlı örgütlenmelerden farkı burada oldu. Dolayısıyla onlar daralırken ve hatta giderek tasfiye olurken PKK’nin irade kazanıp gelişmesi bu farklı yaklaşımından kaynaklandı.

Rate this item
(0 votes)