PARTİ ÖNCÜLÜĞÜ VE İDEOLOJİK ÖNCÜLÜK NASIL ANLAŞILMALI

27 Ağu 2019

Devrimci çalışma yapmak, halkın eğitimi ve örgütlenmesiyle uğraşmak konusunda kararlı ve netsek, bu işi yapma önünde engel olan ne? Bilinmeyen hususlar mı var, engel oluşturan yanlar mı var? İmkanlar fırsatlar mı az? Bu konularda netleşme olmalı ki çözüm üretilebilsin. İhtiyaç nerededir, sorun nereden kaynaklanıyor, o bilinmeli ki çözümün ne olduğu bilinebilsin. Böyle bir işi yapmada kararlılık ve iddia yoksa ayrı bir konudur. Bu bakımdan daha fazla çaba gerekir, daha çok mücadele gerekiyor. Eleştiri-özeleştiri denen mekanizma bunun için gerekiyor. Evet değişime inanmak lazım, ama öyle kendiliğinden olacak da sanmamak gereklidir. Büyük bir mücadele ve çaba istiyor.

O bakımdan bilinmeyen, az bilinen, yanlış bilinen şeyleri gidermek lazım. Bunun için bilinç gerekli, inanç gerekli, irade gerekli ve hepsinden fazla çaba ve mücadele gereklidir. Bunlarsız olmuyor. Ama bunları yapacak olan da biziz. Kendimiz böyle bir şey içerisine girmezsek olmaz. O açıdan da ne kadar çok aydınlanma olursa olsun, ne kadar çok fırsat imkân olursa olsun bir sonuç çıkmaz. Onları belli bir amaç doğrultusunda doğru ve yeterli bir biçimde kullanan olmazsa oradan bir sonuca varılmaz.

Şunu kabul etmemiz lazım: Bizde eksiklik önümüzün aydınlatılmamış olması, ne yapacağımızı bilmememiz, yapacak imkanlara fırsatlara sahip olup olmamamız değil, bu işi yapmak için gerekli çabayı, mücadeleyi yerinde zamanında doğru ve etkili bir biçimde verip vermeme durumudur. Kendimizi kandırmayalım. Bunları belirtiyoruz çünkü tersi düşünülüyor. Aslında mücadele ediliyor, çaba veriliyor, zaman zaman “çok çalışıyoruz” da deniliyor, ama hamal da çok çalışıyor, karnını bile doyuramıyor. Ölçü ‘çok çalışıp çalışmamak’ değildir, ‘ne kadar çalışıyor olmak’ değildir, çünkü doğru çalışmak önemlidir. Tarz, üslup, tempo onun için var.

 

Önemli Olan Yerinde ve Zamanında Çalışmaktır

 

Yerinde ve zamanında çalışmak önemlidir. Sonucu o verir. Yoksa çalışabilirsin, durmadan sırtında taş taşı, kendiliğinden duvar örülmez. Duvar örecek bir ustalığı göstermezsen, o taşları duvar olacak bir biçimde düzenlemezsen sadece yer doldurur ve rahatsızlık yaratır. Bir işlem ve gelişme ortaya çıkartmaz, tam tersine olumsuzluk yaratır. O bakımdan tarz, üslup, tempo ve doğru çalışmak önemlidir. Çalışıyoruz ama doğru çalışıyor muyuz? Görev ve sorumluluklarımızın başında olarak mı çalışıyoruz? Bir devrimci militan olarak mı çalışıyoruz yoksa bir memur muyuz, bir hamal mıyız? Yerinde zamanında ne yapmamız gerekir diye kendimize soruyor muyuz? Onları doğru bir biçimde buluyor muyuz? Bulduğumuz zaman yapmak gerekiyorsa hiçbir tereddütte düşmeden eğip bükmeden ertelemeden yapıyor muyuz? Doğru yol ve yöntemlerle yaratıcı geliştirici tarzla bir sanatçı inceliğiyle bu işleri yapıyor muyuz? Yoksa kaba saba bir şekilde kaldırıp atıyor muyuz? O da yapmaya çalışmaktır, o da enerji harcamaktır. Mesele buradadır. En fazla olan bir hamal gibi çalışmadır. Ölçüleri kaçırmak, tali-temel olanı, öncelikleri birbirine karıştırmak, zamanı, mekânı iterek çalışmak bireyci çalışmadır. İdeolojik-örgütsel mücadele yok, insanlarla uğraşma, ikna etme, örgüt oluşturma ve dolayısıyla gücü arttırarak örgütlü çalışma yoktur. En iyi duruşumuz kendi kendimizi çalıştırmaktır. Kendimiz yaparız, gücümüz buna yetiyor diyoruz. Ama bir kişi bir devrim yapamaz. Bir kişi eğitim ve örgütlenme yaparsa yapar. İnsan örgütlerse eğitirse kendini çoğaltırsa, örgütlü güç haline getirirse yapar. Örgütlü çalışmayla yapar. Yoksa yalnız başına yapamaz. Örgüt kuracağız, onun için eğitim, ideolojik-örgütsel mücadele, ölçü, ilke lazım. Bunları kendimizde, çevremizde arkadaşlarımızda yaratmamız lazım. Onu yaratacak bir duruşun, tutumun, mücadelenin, ilkenin sahibi olmamız lazım. Kavga esas burada oluyor. Başarı kazanma burada başlıyor.

 

Particilik Halkın İşlerini doğru Yöntemle Örgütlü Yapma Durumudur

 

Particilik; yerinde, zamanında devrimin ve halkın işlerini doğru yöntemle, tarzla, üslupla örgütlü olarak yapma durumudur. Parti militanı bunu yapandır. Particilik böyle bir gelişmeyi yakalamadır. Parti tarihimizden, Önderlikten çıkan dersi düşünelim. Önderlik hiçbir şeyi yalnız başına yapmak istedi mi, öyle yapsaydı ne yapabilirdi. Bu kadar öğrendi, doğruları ortaya çıkardı, bunlar iyidir ben kendi başıma bunları yapmaya çalışayım deseydi ve durmadan kendine göre çalışsaydı, nereye kadar gidebilirdi. Ama öyle yapmadı. Belli aydınlanma oluşturduğu andan itibaren, buna “bir düşünce sistemi” diyoruz. Onu başkalarına taşırdı. Onların da düşünce sistemi haline getirip enerjisini, gücünü onlarla birleştirdi. Biri iki, ikiyi dört, dördü sekiz yaptı ve şimdi bugün dünya çapında bir mücadele gücü haline geldi. Bu bir örgüt yaratma işidir. Önderliğin örgütlenme düzeyini ifade ediyor.

Bunun yanında biz üç kişiyle çalışamıyorsak, beş kişilik bir komite oluşturamıyorsak, bir komiteyi düzenleyip yürütemiyorsak, beş kişinin gücünü birleştirip sinerjiyle on beş kişilik güce dönüştüremiyorsak o zaman başarılı olamayız. O tarzla bu iş olmaz. İnsanları eğitmek, inandırmak, ölçü kazandırmak da ölçülü olmaya ve kendini eğitmeye bağlıdır. Önderlik onun da formülünü söyledi. “Halk PKK’lilerin ne söylediğine bakarak değil, nasıl yaşadıklarına bakarak onlara inandı, katıldı, destek verdi” dedi. Nasıl yaşadı ve ne yaptı? Bunlar somuttur. Nasıl yaşadığına bakmak ideolojidir. İdeolojik duruşlarına baktı, yoksa söylediklerine bakmak değil. “Sömürgecilik” kavramı söylendikten sonra herkes sömürgeciliği kabul etti. PKK bir sayfa yazmadan başkaları binlerce sayfa yazdılar, çizdiler, çaba harcadılar. Konuşma ve yazmada PKK çok daha geri de kaldı. Öyle herkes durdu sadece PKK çalıştı değil, ama söyle ve dön git başka işle uğraş biçimindeki bir yaklaşım inandırıcı değildir.

 

Önder Apoyu Ayrıcalıklı Kılan Söz ve Davranış Bütünlüğüdür

 

Önder Apo’yu ayrıcalıklı kılan tek özellik budur. Söylediğini yapan yaptıklarını söyleyen tarz. Bir şey söyleyip doğrudur diye komünalizmi, sosyalizmi, kolektivizmi vaaz edip ondan sonra bir küçük burjuva bireycisi gibi yaşamamak. Öyle yapsaydı Önderliğe kim inanırdı, kim peşinden giderdi? Hiç kimse gitmezdi, bir kişiyi bile ikna edemezdi. Bunu herkes bilmelidir. Demek ki, Önderliğin farkı buradadır. PKK’nin diğer partilerden, örgütlerden farkı burada oldu. Sosyalist olalım, devrim yapalım, ondan sonra da gidip küçük burjuva bireycisi olarak para peşinde koş ve oradan buradan para bulup onu götürüp sağda solda yemeye çalış, buna kim inanır. Ama örgütler böyleydi, devrim böyle tanımlandı, sosyalizm böyle anlaşıldı. PKK’de öyle değildi.

Bugün üçüncü partileşme döneminde de böyledir. Paradigma değişimi oldu. Devletçi ve iktidarcı paradigma daha anlaşılır bir hale geldi. PKK yine de teorisiyle yaptığı arasında ya da bazı bakımlardan teorik olarak söyledikleriyle yaptığı çelişiyordu, değişim-gelişme bunları düzeltti. Fakat esas olan ve diğerlerinden farkı, yaptığı devrimi temsil ediyordu ve insanları etkiledi, çekti. Küçük burjuva bireycisi olarak yaşamadı. Komünal yaşam ve kolektif çalışma düzenini esas aldı. Demokratik topluluğa bağlı özgür birey olarak yaşamayı öngördü. İdeolojik grup bir demokratik topluluktu. Bir komündü ve ona bağlı yaşamayı öngördü. Onun kolektivizmi temelinde yaşamayı öngördü.

Düzenden tümüyle koparak tüm varlığıyla demokratik komüne, demokratik topluluğa, parti topluluğuna katılım vardır. Parti içinde erime ve her şeyiyle parti amaçlarının başarısı için en yüksek yaratıcılıkla, cesaretle çalışma baştan itibaren Önderliksel çıkışın, PKK şekillenmesinin temeliydi. Ama reel sosyalizmin parti ölçüleri, teorik olarak öğrendikleri onunla çelişiyordu. Gücü yoktu, bu yanlıştır diyemiyordu. Onu okuyor, onu alıyor ama Kürdistan’da kendisi başka uyguluyordu, pratik belirleyici oldu, pratikte doğruyu esas aldığı için PKK ilerledi, teorik yanlışlıklar doğru pratiğin gelişimi karşısında kendisini düzeltti. Onun için evet PKK’de de çelişkiler oldu. Çünkü PKK’deki çelişkiler, teori oradan buradan alınan şeylerdi, küçük burjuvalık, bireycilik oradaydı. Ama PKK pratikte sosyalizmi, komünalizmi temsil etti. Önderlik bunda ısrar etti. Baştan itibaren bunu esas aldı. Dolayısıyla teoriyi pratiğe göre kendisini düzenledi şekillendirdi. 1. Kongrede bir biçimde, 3. Kongrede bir biçimde, 5. Kongrede bir biçimde, 9. Kongrede bir biçimde bunu adım adım yaptı ve gide gide pratik duruşa göre kendisini düzenledi. Yeter ki pratik doğru olsun, ideoloji doğru olsun, teori ona göre değişiyor. O da yaşam duruşudur. Eski paradigma dediğimiz, iktidarcı-devletçi paradigma ile PKK çekirdeğinin ölçüsü ve pratiği buydu.

Aslında paradigma değişiminin çok önemli bir boyutu bu oldu. İktidar ve devlet aracına dayanması kendisini bireyci, küçük burjuva mülkiyetçi ideolojiye açık tutuyordu. Onu değiştirerek toplumsal ekolojiye ve kadın özgürlüğüne dayalı, demokratik toplum paradigmasını esas alarak o çelişkiyi giderdi, o açıklığı kapattı. Her şeyiyle bütünleşmiş bir sosyalist örgüt haline geldi. Daha anlaşılır oldu, daha iyi yaşanır oldu, daha doğru uygulanır oldu. Çünkü insanları yanlışa doğru hiç ayartmıyor, etkisiz de olsa farklı yön göstermiyor. Söylediği bir, yaptığı birdir. Yapısında tam bir bütünlük ve tutarlılık var. Aslında bu çok daha güçlü uygulanması lazımdı. Böyle bir partiye daha çok sarılmak lazım.

 

 

Paradigma Değişimi Müthiş Bir Devrimdi

 

Paradigma değişimi son derece heyecan vericiydi, bilinç kazandırıcıydı, netleştirici ve irade kazandırıcıydı. Fakat ilginç bir biçimde “paradigma” kavramı heyecanla söylendi, ama içeriğine gelince hep uzağında duruldu. Önce paradigma heyecanı, arkasından “anlamadık, giremedik” biçiminde bir tepki reddediş, bir direnç, bireycilikte ısrar oldu. Bütün o tepkilerin, direncin, yani paradigmaya girememenin arkasında küçük burjuva bireyciliğinin direnci vardı. Küçük burjuva sınıf etkileri bireyciliği dolayısıyla kapitalist modernite etkileri bizde böyle ortaya çıkıyor, bu çok güçlüdür.

Dikkat edelim çok değişik biçimlerde çıkıyor. “Anlamadık” diye çıkıyor, “bilmiyoruz” diye çıkıyor, gizli protestoculuk oluyor, açık protestoculuk oluyor, tarz-üslup sapması oluyor, tepki-öfke oluyor; bin bir türlü yanlış, hata, parti dışılık olarak ortaya çıkıyor ve yaşanıyor. Ortaya çıkan bu durumlar küçük burjuva bireyciliğinin sosyalizme karşı, demokratik komünalizme karşı direnci ve mücadelesi oluyor. Açıktan öyle mücadele etmiyor ama özü mücadeledir. Kendi kendimize çok ciddi bir mücadeleyi yaşıyoruz. Kabul etsek de etmesek de, anlasak da anlamasak da öyledir.

 

 

“Özgürlük Sosyolojisi” Dünya Devrim Programıdır

 

Bir şeyi çözebilmek için doğru tanımlamak şarttır. Çözüm yolunu bilebilmek için sorunun ortaya konuluşu önemlidir. Eskiden kitaplar yazılırken çoğunlukla öyle olurdu, “Sorunun ortaya konuluşu” diye başlardı. Önderlik “Kavram ve Kuramlar” ile başladı. Toplumsal sorunları da ortaya koydu. “Özgürlük Sosyolojisi” kitabındaki çalışmaları boşuna değildir. Neyi sorun görüyor ve değiştirmek istiyor, neyi doğru bulmuyor ve nasıl değiştirecek onların hepsini ortaya koydu. “Özgürlük Sosyolojisi” dünya devrim programıdır. En sonuna da “böyle bir devrim için entelektüel ahlaki-politik alanda yapılması gerekenler” biçiminde çalışmaların neler olduğunu ortaya koydu ve kapsamlı bir program ve strateji çizdi. Bunu insanlığa götürsek, tüm ezilenlere götürsek müthiş bir bilinçlenme örgütlenme ve devrimci eylem ortaya çıkar. Biz onu bile yapmıyoruz. Kendimiz yeterince anlamadığımız gibi başkalarına da götürmede de öyle ağır aksak yürüyoruz.

PKK’de değişen şeyler önemlidir. Değişenleri de görmemiz lazım, ama değişmeyenler daha önemlidir, bu temelde değişmeyeni de görmek lazım. Baştan beri bütün zayıflıklarına imkansızlığına yine yaşadığı çelişkilere rağmen PKK’yi PKK yapan, gelişme sağlatan ve yenilmez kılan temel özelliklerin onlar olduğunu iyi bilmemiz gereklidir. Dolayısıyla da dört elle sarılmamız gereken özellikler onlardır. Onları görüp sarılamazsak bilgilerimiz eklektik kalır. Katılımız yama gibi kalır. Bütünlüklü ve tam bir bilgi edinme katılma gerçekleştiremeyiz, çünkü PKK’yi doğru anlayamayız. Önderlik hep söyledi, “Resmi kuruluştan önceki tarih çok daha önemliydi” dedi. PKK’yi PKK yapan temel özellikleri oradadır.

Paradigma değişimi ile ortaya çıkan çözüm, aslında o başlangıçtaki temel özelikleri zorlayan hususların, çelişkilerin ortadan kalkmasını getirdi. Mesela iktidar ve devlet; evet PKK o paradigmayı esas aldı. Böylece ulus-devlet ideolojisinin etkisindeydi ama bir devlet olmadı, iktidar oluşturmadı. Paradigma değişimine kadar bütünüyle fedai savaşı içerisinde oldu. O bir avantaj oldu. Diğerlerinin hepsi kendisinde bir düşünce, teori, bilgi olarak kaldı. Ama pratik duruşu zaten paradigma değişimi ile ortaya çıkan ölçülerdi. Demokratik komünal yaşam ölçüleriydi. Partinin, kadronun yaşadığı oydu. Önderliksel duruş oydu ve Önderlik çizgisi denen husus bütün parti yaşamına onu egemen kılıyordu, her şeyi o çizgiye göre sorguluyor yönlendiriyordu. Dolayısıyla başlangıçtaki bazı temel özellikler önemliydi.

Sorun olan nedir? Nasıl kaybediyoruz? Ne eksikti? Bilmem ‘1989 yılının filan ayında neler oldu ve onu bilmediğim için sorun var ve ben parti işlerini iyi yapamıyorum’ kimse diyemez. Onu bilsen ne olur bilmesen ne olur. Mesele oradan kaynaklanmıyor, bunu çok net olarak görelim. O halde sorun nereden kaynaklanıyorsa onu açık ve iyi ortaya koyalım ki çözüm üretelim. Sorunumuzu hiç ortaya koymayalım, yanlış koyalım, ters koyalım ondan sonra da çözüm bulmaya çalışalım; bulamayız. Başkası gelsin bulsun diyelim; kimse bulamaz. Sorun kabul edilmiyor. Gerçekte sorun olan şeyler sorunmuş gibi ortaya konmuyor. Çözüm ararken de kendisini sorumlu ve çözmekle yükümlü görmüyor. Parti çözsün, yönetim çözsün, yanımdaki çözsün deniliyor. Hem sorun doğru ortaya konulmuyor, hem çözüm doğru yerde aranmıyor. O nedenle çözüm olmuyor ya da az oluyor, yüzeysel oluyor, hemen tersine dönüyor. Bir şeyler biraz öğreniyoruz, inancımız gelişiyor gibi oluyor, ama farklı bir durumla karşılaşınca bakıyorsun birdenbire tersine dönüyor. ‘Biz böyleyiz değişmeyiz, insan ancak böyle oluyor’ biçimindeki bir yaklaşımı da kabul edemeyiz. PKK’de böyle olmaz.

 

PKK Gerçekliği İnsan İradesinin Her Şeyin Üzerinde Olduğunu Kanıtlamıştır

 

Önderlik, şehitler, zindan direnişi, bugünkü direniş ortadayken, bir irade abidesi olarak her şeyini yenen bir insan gerçeği gözümüzün önündeyken ‘biz iradesiz kalıyoruz, şunu engelleyemiyoruz, bunu durduramıyoruz’ diyebilir miyiz. Öyleysek o zaman bu işe katılımda bir eksiklik var. Demek ki, kendimizi amaca tam bağlamamışız. Amaca tam bağlanan insan yapıyor, kendisini lime lime eritiyor. Hiçbir şey o iradeyi kıramıyor. İnsan iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu bu kadar kanıtlamış bir PKK gerçekliği ortadayken ‘biz PKK’yi anlayamıyoruz, kendimizi değiştiremiyoruz, bazı alışkanlıklarımızı yenemiyoruz’ dersek bu inandırıcı olmaz. O zaman senin PKK’yi anlama ve katılma durumunda sorun var demektir. İşin gerçeği budur ve sorunu böyle ortaya koyacağız.

O halde sorunun nerede olduğunu böyle görüp oradan gidermeye çalışacağız, başka türlü olmaz. Yoksa ‘ben öyle insan olamıyorum’ ya da ‘böyle olunmuyor’ diyemeyiz. Olanı inkâr edemeyiz çünkü gözümüzün önünde kendisini kanıtlıyor. Biz kendimizi kötüleyemeyiz. Kendimiz öyle olamayacak durumdaysak o zaman kişilik problemlerimiz vardır, o halde kişiliğimizi değiştireceğiz. Katılım sorunlarımız var, o halde katılımımızı düzelteceğiz. Demek ki amaçla tam bütünleşememişiz, birleşememişiz. Açlık grevcileri eyleme başladıklarında ne dediler, “Açlık grevine başladığımızda kendimizi özgürleştik hissettik” dediler. “Huzurlu bir ruhsal durum yaşıyorum” diyor. Ölçü bunlardır. Biz böyle olamaz mıyız, olabiliriz niye olamayalım, bunun önünde hiçbir engel yoktur. Eğer olamıyorsak bileceğiz ki istemiyoruz, istesek oluruz. ‘Ben başka birisiyim, başka bir insanım; olamıyorum, çok istiyorum çok da çaba harcıyorum ama olamıyorum’ denilmemelidir. Bu yanlıştır ve inandırıcı değildir.

Lenin onu çok iyi tespit ediyor. “Yapamıyorum demeyin yoldaşlar, yapmak istemiyorum deyin.” Bu kadardır, isteyen yapar. Yapamıyorsan istek düzeyini, inanç düzeyini kontrol edeceksin. Demek ki, onu yapacak bir istek ve irade düzeyine gelememişsin, onu yapma amacına o kadar bağlanamamışsın, bağlanman derinlikli değil, köklü değildir. Evet içerisindesin hizmette edersin yaşamını da verirsin, ama zaferine bağlı değilsin. Bir biçimde bakarsın yaşamında gidebilir, o da yalnız başına yeterli değildir. Demek ki ölçü yüz gün hücre hücre erimeye rağmen amaçta sonuna kadar bağlı olma, asla sarsılmaz bir inancı iradeyi ortaya çıkarmadır. Bağlılık böyle olur, doğru anlama böyle olur. Demek ki, insan yapabiliyor. Zaten daha 82’de bunu yaptığı için PKK bu kadar yenilmez oldu, zor koşullarla bu kadar mücadele etti, PKK gerillası dünyanın hiçbir gerillasına benzemeyen bir çizgide gelişti. Zindan Direnişi olmasaydı öyle bir gerillacılık zor gelişirdi. Çizgiyi zindan koydu. Gerilla ölçüleri böyle olmasaydı Kürdistan’da gerilla olmazdı. Başka ölçülerde zaten olmazdı, yapılamazdı. Onun dışındaki örgütler birçoğu gerilla yapmak istediler. KDP-YNK silaha dört elle sarıldı, ama dikkat edelim o ölçülerde olmadı. PKK’de Asya’da, Afrika’da neler yapılmış onları yapayım diye onlara göre ölçü aldı, fakat o ölçüler Kürdistan’da yürümedi.

 

“PKK Devriminin Özü Kişilik Devrimidir”

 

PKK’nin avantajı ve buradaki etkinliği kendisini yapmaya kilitledi. Önderlik gerçeğinin özelliği oydu. Kendisini başarıya kilitledi. O ölçülerle olmuyorsa o zaman başarı getiren ölçüler nelerdir, oraya baktı ve onları aradı buldu, hemen ölçülerini değiştirdi. Başarıyı öngören ölçüleri esas aldı ‘ben böyle olurum’ dedi ve kendisini değiştirdi yürüttü. Mesele böyledir. Gerçekten de amaç bağlılığını geliştirmeye, inancı derinleştirmeye, irade oluşturmaya ihtiyaç var. Önderlik “PKK devriminin özü kişilik devrimidir” dedi.

Aslında Kürdistan’da yaşanan savaşın esası irade savaşıdır. Bu kadar nettir. Silah gibi şeyler de içerisine giriyor ama esas olan irade savaşıdır. Şimdi de bu kadar çatışma var diretiyor, kim irade gösterir, sabır gösterirse, sonuna kadar kim diretirse o kazanacak. Taraflar birbirini pes ettirmeye, iradesini kırmaya yöneliyor. Onun için her türlü çabayı harcıyor, mücadelenin özü bunun üzerindedir. Onun için bu kadar psikolojik savaş öne çıkıyor. Bu kadar düşman propaganda yürütüyor, psikolojik savaş yürütüyor. Toplumu aldatmaya ve yanıltmaya çalışıyor. Çünkü başarı olarak ulaşacağı şey irade kırımıdır. Onu silahlı saldırının dehşetiyle yapabileceği gibi, psikolojik savaşın yalanı dolanıyla da yapabilir, yalan haberlerle de yapabilir, oyunla hileyle de yapabilir. Eğer karşı taraf boşluk bırakırsa bir anda durumu tersine çevirebilir. Durum bu biçimdedir.

Öncülük, toplumsal siyesi sistem, öz savunma, sanat-edebiyat; bunların hepsi öğrenilecek şeylerdir, çabayla yaratılacak şeylerdir. Kuşkusuz devrimin ihtiyaçlarını görüp her dönemde ihtiyaçlar neyse onun gereklerine göre bir kararlaşma planlama ortaya çıkartıp yerine getirmek lazım, devrimci gelişme bunları yapmaya bağlıdır. Fakat insan bunları bulabilir, öğrenebilir. Bu planlamayı yapıp bu pratiği yürütecek insan var mı, kadro var mı, öncü var mı? Parti kadrosu olmak, devrimcilik ve yurtseverlik böyle bir iradeyi, iddiayı, inancı, girişkenliği taşıyor mu taşımıyor mu? Mesele buradadır. Böyle bir parti varsa kadrosuyla, sempatizanıyla ne yapacağını bulur, nerede yapacağını bilir ve gereğini de yapar. Ama böyle bir parti yoksa istediğin kadar doğruları ortaya koy, teori yap, program hazırla, plan oluştur, karar al, ortada kalır. Hem de çok canlı, çok sert, çok yönlü bir savaş vermek gereklidir. Öyle basit, dar, yüzeysel bir savaş filan değil. Üzerinde duracağımız, düzelteceğimiz, değiştireceğimiz hususlar böyle ortaya çıkıyor.

Üçüncü dönem partileşmesinin temel özellikleri nelerdir? Aslında şu sorular kapsamında hep düşünüp tartışmamız lazım. PKK’nin doğuş özellikleri nelerdi? Doğuş ölçüleri nelerdi? PKK’de baştan beri hâkim olan ideolojik çizginin özellikleri nelerdir? Ulus-devlet ideolojisinden etkilenme onu yürütme düzeyi ne? Demokratik komünal ideolojiden etkilenme düzeyi ve onu uygulama düzeyi ne? Gelişim süreci bu konuda neyi ifade ediyor? İkinci partileşme döneminde durum nedir? Üçüncü partileşme döneminde ortaya çıkan sonuçlar nelerdir? PKK yenilendi, değişti. Aslında paradigma değişimi ile çok güçlendi.

Önder Apo bu durumu büyük bir güçlenme olarak hep ortaya koydu. Onun için “Şimdiye kadar yaptıklarımızın hepsi bir hazırlıktı, aslında büyük mücadele ve devrim şimdi başlıyor” dedi. Ama mevcut durumda öncülük düzeyinde müthiş bir işlevsizlik var. Diğer taraftan bakıyorsun hareket dünyaya yayılıyor, dünyanın dört bir yanından Amerika’dan Afrika’ya “Önder Apo” diyorlar, başka bir şey demiyorlar. Demek ki bir şey alıyorlar. Buradan biz öyle diyoruz bizi duyuyorlar, başka dil bilmiyorlar bizden duydukları için tekrarlamıyorlar, kimse öyle yapmaz. Oradan kendine bir fayda görmezse hiçbir şey söylemezler, çünkü bu dünyada Kürt’ün adı yoktur, varlığı yoktur. Bir Kürt’e ‘Önder’ diye kimse sahip çıkmaz. Eğer kendine hizmet eden şeyi görmezse bunu yapmaz. Demek ki insanlar Önderlikten çok şey alıyorlar. Bunu görüyor ve hissediyorlar. Bu kadar etkinlik oluyor.

 

Öncü Başarandır

 

Öncünün kendisini geliştirmesi lazım. Öncünün eğitimi, yetkinleştirmesi, öncü gelişme bunu ifade ediyor. Ama hiç kendini eğitme, bütün bu gerçekleri görme, bunun gerekleri üzerinde durma, düşünme, kendini eğitme, geliştirme, düşünce ve duygu bakımından, çalışma tarzı bakımından birçok işi birden yapabilecek öncü gelişme yaratma, sadece başlangıçtaki o iyi niyetli insan darlığı ve yüzeyselliğiyle kal, ondan sonra da ‘ben her zaman kadroyum ve öncülük yaparım’ diyeceksin, öyle yapılamıyor. Biraz eleştirilince “iyi niyetliyiz, dürüstüz, niye böyle oluyor” yaklaşımı buradan ileri geliyor. Devrimciler “cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla örülüdür” diyorlar. Hangi iyi niyet, neyden söz ediliyor. Lenin “iyi niyet üzerine örgüt kurulmaz, güven üzerine örgüt kurulmaz” diyor. ‘Bana güven gerisine karışma’ deniyor. Niye güveneyim, güvenimi nerede nasıl kullanacağın nereden belli? Sana güvenebilmem için sen amaç bağlılığını doğru yap kurallı ilkeli ol ve bunu pratiğinde göster ki herkes güvensin. Ama öyle yapamazsan ve yapmadan ‘bana güvenin, güvenmezseniz iş yapamam’ denilirse kimse güvenmez. Öyle bir güven kimseden isteyemeyiz. Sadece iyi niyetli olarak dürüstlükle devrimciliği geliştiremeyiz, öncülük görevlerini yerine getiremeyiz, devrimci kadro olamayız.

Devrimcilik iyi niyetli olmak değildir, iyi niyetli olmayı ve dürüst olmayı devrimci militanlığın ölçüsüne koymak yanlıştır. Tüzüğü açıp bakalım, öyle bir ölçü yoktur. Niyet ölçer bir aletimiz yok ki, pratik belirliyor. İyi niyetli miyiz, kötü niyetli miyiz, dürüst müyüz değil miyiz? Bütün bunlar yaptığımız işle sağladığımız başarıyla belli oluyor. Sen hiç iş yapma, hiç başarı elde etme, ondan sonra ‘çok dürüstüm, çok iyi niyetliyim, içimde çok güçlü bağlılıklar var, aslında içimde fırtınalar kopuyor’ deniyor. Parti, Önderlik, örgüt, halk ne yapsın o fırtınaları. Pratikleşmedikten sonra, eyleme dönüşmedikten sonra, iş yapmadıktan sonra neye yarar. Bir işe yaraması için pratikleşmesi lazım, yaşama dönüşmesi gereklidir, bir şeyler üretmesi gereklidir. Öyle olmadan olmaz.

Programımız bellidir, savunmanın bir özetlenmesidir, amaçları ve ilkeleri bellidir. Küresel düzeyde ilkeleri var, dünyadan kopuk değildir. Kürt sorununun çözümüne ilişkin ilkeleri var. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Ortadoğu’nun demokratikleşmesine dönük ilkeleri var. Onları kabul ediyor. Kadın Özgürlük Devrimine ilişkin, toplumsal ekolojiye ilişkin amaçları ilkeleri var. Bunlar bir bütünlük içerisinde ortaya konmuş ilke ve amaçlar olarak formüle edilmiştir. Asgari ilke Kürt sorununun demokratik çözümünün gerçekleştirilmesidir. Bunun demokratik özerklik ve Demokratik Konfederalizm çizgisinde kadın özgürlüğünü ve ekolojiyi esas alma temelinde çözümü, demokratik modernite çözümünü ifade ediyor. Böyle bir çözümü gerçekleştirmesi gereken örgütün özellikleri tanımlanmıştır, tüzükte de amaçları bellidir. Partiye katılınır, parti militanının özellikleri nelerdir, kim kadrodur? Örgütsel işleyiş ve kuralları nelerdir? Parti disiplini, suçu, cezası nasıl oluşuyor? Bunların hepsi var. Partinin örgüt yapısı nasıldır, hangi organlardan oluşuyor. Değişik parti organlarının görev ve sorumlulukları nelerdir, parti kadrolarının görev ve sorumlulukları nelerdir; bunların hepsi yazılmıştır, somut ve açıktır.

Bu bakımdan paradigmanın özellikleri de programın amaçları da; uzun vadeli amaçları da temel teorik, felsefik ilke ve ölçüleri de; kısa vadeli amaç ilke ve ölçüleri de ve onu hayata getiren militanın ilke ve ölçüleri de açıktır. Onun gereklerine göre olmak durumdadır, onunla çelişen tutumlarımız, duruşlarımız olursa parti disiplinini aksatıyoruz demektir.

  ‘Başarısız olanlar hesap versinler’ deniliyor, doğrudur. Bu da iyi işleyen bir örgütte olur, iyi işleyen komiteler çeşitli örgüt birimleri görev ve sorumlulukların gereğini yerine getirirlerse ona göre bir örgüt otoritesi, örgüt disiplini olursa hesap alıp verme gerçekleşir. Bunun önünde bir engel yoktur. Ama örgüt öyle olmazsa, komiteler ona göre oluşmazsa, yönetim olmazsa, kendisi işleri yapamaz durumda olursa, tabi ki başkasından da hesap soramaz. Kendisi başarılı olamayan başkasından nasıl başarı isteyecek? O zaman ‘senin başarın nerededir’ diye sormazlar mı! Kendisi örgüt kurallarına uymayan birisi başkasından örgüt disiplinine ve kurallarına uymasını nasıl ister. İsteyemez. Eğer bugün öyle olmuyorsa, örgüt sistemli çalışmıyorsa demek ki, yukarıdan aşağıya örgüt mekanizmaları, ilke ve ölçülere göre başarı çizgisinde işlemiyor. Disiplini kendisine uygulamıyor ki başkasına uygulayabilsin. Kendisi hesap alıp vermeye göre hareket etmiyor, bunu başkasından da isteyemez. Başkasından isteyebilmesi için demek ki önce kendisinin o ölçülere göre hareket etmesi lazım.  

Parti öncülüğü doğru uygulanmazsa sahip çıkılmazsa tehlikeler oluyor. ‘Partinin geçmişte başarıları vardı toplum hemen kabul ediyor’ biçiminde de dememek lazım. Temsil eder ve doğru davranırsa halk baş tacı yapıyor. Öyle olmazsa da kaldırıp atıyor, uzak tutuyor, dinlemiyor, itibar etmiyor. Diğer yandan Önderlik ve partiye karşı felsefik, teorik saldırılar, ideolojik saldırılar, örgütsel-siyasal saldırılar çok oluyor. Hepsine karşı mücadele gerekiyor. Parti iyi işlerse görev ve sorumluluklarına sahip çıkarsa bu tür saldırılara karşı direnir, mücadele eder, boşa çıkartır. Ama parti iyi işlemez örgütsel işleyişini yürütemez, öncülük görevlerini yerine getiremezse her türlü çekiştirmenin, parti dışı saldırının zemini haline gelir.

Her türlü düşman unsur bu durumdan faydalanarak partiye daha fazla saldırır, kadroya saldırır. Tasfiyeciliğin özü zaten kadroya-kadro ölçülerine saldırıydı. Parti ölçülerini düşürmekti. Böyle saldırı durumları da ortaya çıkıyor. Parti çekiştiriliyor, kötüleniyor. Bu, partiyi temsil etmeyen kadro ve komite duruşları nedeniyle oluyor. Demek ki partiyi temsil eden bir düzeyde olmazsan düşmanın partiye saldırısı için kapıları ardına kadar açıyorsun. Bu kadar zarar vericidir. Parti mücadelesini durduruyorsun, partiyi saldırıya açık hale getiriyorsun. O tür durumlar da tehlikelidir.

Birinci dönemde çizgi Hilvan Direnişiydi. İkinci dönemin çizgisini Zindan Direnişi belirledi ve gerillaya yayıldı. Uluslararası Komploya karşı direnişin çizgisi de Güneşimizi Karartamazsınız Direnişidir. Öyle gelip geçen bir direniş değildir. Sadece laf olsun diye ya da belli dönemini ifade etmek için “Güneşimizi Karartamazsınız” şiarı söylenmiyor. O her zaman geçerli olan, komplo karşısında devrimci yurtsever duruşu temsil eden, komploya karşı onu yenecek mücadelenin ölçü ve özelliklerini veren bir direniştir. O halde nasıl ki ikinci dönemin, gerillanın eylem çizgisini, fedai militan çizgiyi 14 Temmuz Zindan Direnişçiliği ortaya koyduysa, Uluslararası Komploya karşı mücadelenin fedai direniş çizgisini de “Güneşimizi Karartamazsınız” eylemliliği ortaya koydu. Böyle anlayacağız, o çizgiyi buna göre değerlendireceğiz. Ölçüp biçeceğiz ve o çizginin gereklerine göre pratikte hareket edeceğiz. Doğru ve gerekli olan budur.

Diğer görev ve sorumlulukları, örgütsel, ideolojik mücadele görev ve sorumluluklarını yerine getirmek, o alandaki ölçüleri, çizgileri uygulamakla bağlıdır. O nedenle hem komploya karşı mücadele çizgisi olarak Güneşimizi Karartamazsınız direnişçiliği tartışılabilir hem de üçüncü dönem demokratik ulus çizgisi parti öncülüğü, ideolojik öncülük nedir? Demokratik ulusta, KCK örgütlenmesinde parti öncülüğü nedir, ne kadar gereklidir? Bu öncülük nasıl olmalıdır? Bunların hepsinde netleşmemiz gerekiyor. Kuşkusuz KCK’nin ne olduğunu da anlamalıyız. Kadın ve gençlik örgütlenmesinin konfederalizminin ne olduğunu da anlamalıyız. Bu dönemin öz savunmasının gerillasının nasıl oluşması gerektiğini de doğru anlamalıyız. Demokratik siyasete ve bu temeldeki örgütlenmeleri ve değişik boyutlardaki çalışmaları da doğru anlamalıyız. Ama her şeyin başında parti öncülüğünün doğru anlaşılması, parti öncülüğünün ilke ve ölçülerinin ideolojik boyutta, örgütsel boyutta, felsefik boyutta doğru görülmesi işleri başarıyla yürütebilmek için çok çok önemlidir

Rate this item
(0 votes)